Biçare

Öylesine; sessizce….

Can…

Can…

En kuytu acılarımı çıkardım mazimin gizli gözlerinden;
Bir bir can buldukça unutulmuş anılar,
Durulmaz sandığım fırtınalara boğdum yüreğimi…
Sükuta dair mısralar sıralarken
ve yeni vurgunlara doğru yol alırken
dost bildiğim simalardan…
önce mum oldun Can,
alaca karanlıklarıma ışık tutan.
Sonra Gül oldun,
arka bahçelerime baharı taşıyan…

Masallar uydurdum bitmiş aşklara ve vakitsiz sevdalara dair
Vuslatsız, Hicranlara gebe!
Periler, cüceler, güller, papatyalar…
Süsledim yine adının etrafını masallarda ve mısralarda…
Durulmaz sandığım fırtınalara boğdum yüreğimi
Bir kez daha…
ve alırken yeni vurgunlara doğru yol,
dost bildiğim simalardan,
Güneş oldun Can,
Dört mevsim mevsimsizliğime son verip
Bana yazımı yaşatan…

Acı denizine açılırken yelkensiz ve pusulasız
dinmez sandığım fırtınalarım
yalan karışmış masallarım
ve sükuta dair mısralarım ile
yitik bir diyarım artık Can…

Korkularım ile boğuşurken yalnızlığımın göbeğinde
keder kuşattı dört bir yanımı.
Derdimin dermanı belkide Sensin;
Yüreğim yine yangın yeri Can…

13.06.2005

CAN dedikçe titriyorsa rüzgarın kollarında ki mumun ateşi gibi yürek,
o CAN gerçekten CAN dır…
Mısralar bir denemeden ibaret…
CAN Dostum için….
O kendini zaten biliyor…

2009/01/05 Yazan: Biçare | CAN´a, Şiir | | 2 Yorum

Beni Düşün Unutma

 

Beni Düşün Unutma

Ay doğarken bir söğüdün ardından
Göl yüzünde sisli bir esinti ile
Akşamın göğsüne hüzün serperek
Ve yağmurdan geceye çiçekli perdeler çekerek
Beni düşün beni düşün unutma

En umarsız en umutsuz günümde
Bağrına bir yumruk çökeldiğinde
Ve dağların mazlum ateşi
O güzelim saçlarına cayır cayır yanıp ulaştığında
Beni düşün beni düşün unutma

Beni düşün bir kavganın içinde
Helal bir ekemeğin peşinde
Ve kurtlardan arta kalmış yüreğimin
Can çekişen o son parçasınıda
Sana sakladığımı bil
Bil ki haykırırcasına bu esir
Gövdemi yakarcasına
Kavuşmak için o serin bağrına
Ateşten bir yol arıyorum

Kar yağarken mor dağların ucundan
Sol yerinde sessiz bir inilti ile
Yastığın yüzüne yaşlar dökerek
Ve akşamdan gizlice bir ah çekerek
Beni düşün beni düşün unutma 

Kan kızılı bir gelincik seherinde
Sırtıma kahbe bir hançer indiğinde
Ve bu gencecik ve bu hemencecik ölüm
Çığırtkan bir gazete başlığında
Çığlık çığlık sana kavuştuğunda
Beni düşün beni düşün unutma

Beni düşün şehre her yağmur yağdığında
Islak ve kırılgan bir türkünün içinde
Göğsünden dudaklarına
Doğru sancılı bir isyan kabardığında
Bastırarak kalbini avuçlarınla
Sesini okşadığımı bil

Bil ki yalvarırcasına
Uzayan yollara dağılırcasına
Sonsuz bir mahşerin ortasında
Bir zemzem suyu gibi seni seni özlüyorum

 

Yusuf Hayaloğlu

2008/05/08 Yazan: Biçare | CAN´a | | 4 Yorum

Bahçada Yeşil Çınar

Diyarbakır-Celal Güzelses-Muzaffer Sarısözen 
Bahçada Yeşil Çınar
Boyu Boyuma Uyar
Ben Seni Gizli Sevdim
Bilmedim Alem Duyar

 Aman Gülüm Nanay
 Top Kaküllüm Nanay
 Nanay Kibar Yarim Naynana Naynana

Bahçalarda Gül Vari
Var Git Ellerin Yari
Sen Bana Yar Olmazsın
Yüzüme Gülme Bari

 Aman Gülüm Nanay
 Top Kaküllüm Nanay
 Nanay Kibar Yarim Naynana Naynana 

2008/04/20 Yazan: Biçare | CAN´a | , , | 4 Yorum

nun masalları´ndan

Beni anla, bana vakıf ol, beni oku. Sesim sana ulaşsın, sende çoğalayım, sende yankılanayım, sana bölüneyim. Daha ne isterim, ne olsun daha. (nun masalları)

 

2008/04/16 Yazan: Biçare | CAN´a | | 3 Yorum

…O ve İstanbul!

pict0039.jpg

...O ve İstanbul!

Kıyıda köşede bıraktıklarım…
Anılarım;
Hatıralarım;
Acılarım;
Neş’elerim… Hüzünlerim… Sevinçlerim… Özlemlerim… Sevdiklerim…

İçimde ki çekmecelere sığdıramadıklarım, odamda ki çekmecelerede sığmamış, taşmış…

Yıllar önce bir havaalanında düşlerimin tarifi bellediğim kartpostallarla birlikte verilen kağıt poşetin içine doldurulmuş onlarca kart…
Bir güneş batışı.
Kuma işlenmiş bir kalp.
Taj Mahal hızasında bir dolunay.
Kırmızı bir gül…

Dağıtınca masanın üzerine, sanki içimde ki hüzünleri de dağıtıverdim…
Göz önüne serilmiş anılar;
Gizliliğini korurken daha güzel(di) sanki…

Ah şu ifşa olunanlar… Kıyamadıklarım…
Tazelenenler……..

Önümde bir teneke kutu, üzerine güller boyanmış.
İçinde biriktirdiğim mektuplar…
Okunmuş, okunmuş, okunmuş, okunmuş…
Okunmuş?

Yığılmış beklemekte; içimde ki anılar gibi…
Her gidiş neden bir diğerine benzer?
Neden herbiri ötekine benzer gidişlerin?…
Çekip gidişi…
Benziyor mu bir başka gidişe?

Bilmiyorum hangi şarkıya benziyor O’nun gidişi?…
Bir gidişten çok, terk edişi…
Hangi şarkı en çok onu/onun gidişini anlatıyor?…
O’nun terk edişini……

Bir gece yıldız kaydığında, dileğimi saklasaydım da,
çocukça dualarım içimde kalsaydı…

36 yaşında ölenlerin duamın gereği öleceğine olan çocukça inancım büyüdüğümde vefasızlık etmeliydi halbuki…
Gitmeliydi…
Bana kalanlar/en sadıklar:
Hüznüm;
Başağrım;…

ve 36 yaşında ölenlerin duamın gereği öleceğine dair inancım!…
ve 36 yaşında öleceğine dair korkularım!…

Boşverdim herşeyi…
Boş verdim…
…ve boşverildim!

Toparlamaktan,
düzenlemekten
ve temizlemekten dahi vazgeçtim.

Toparlanmıyor ki zaten…
Bir defa dağıttıklarım artık birdaha toparlanmıyor/toparlanamıyor…
Tazelenen birtek acılar oluyor.

Bir daha…
Bir daha…
Ve bir defa daha….
Dipdiri; canlıca; işte yine karşımda duruyor ve bana sırıtıyorlar.

Ah o gidişin yok mu…
Gitmesen olmaz mıydı?…….

Masamın bir kıyısında eksi bir “Boarding Card” durmakta.
Bir istanbul vedası aklıma düşmekte.
Hani kalabalık vedaları hep dilemişimdir ya…
Sanırım ilk kalabalık vedam idi:
O veda…

Hani O yoktu,
O vedada…
Hani yüzüm gülerken içim paralanan: O veda…

Gözlerim hep O’nu aramıştı…
O ise, gelmemişti…
Bir bilsen.
Bir bilseydin “en çok beklenen”in SEN olduğunu….
(yine) gelmedi!

Gitmeseydin ya…
Gitmesen de gelseydin ya…
Hep gelen sen, kavuşan ben olsaydım!
Kavuşulan sen, gülen sen, sevinen sen,
seven yine ben olsaydım!

Gitmesen olmaz mıydı?….
36 yaşında?!……
Pencereme düşen bir kar tanesi…
Pencereme düşen bir çığ tanesi!
O’nunla yaşadığım kışlarda hiç kar olmamıştı.
O’na kar iyi gelmezdi (belki).
Tıpkı soğuklar gibi…
Bana şifa, O’na belki ölüm…
Belki de zulüm!

O’na kar’ı nekadar sevdiğimi dillendirseydim mi.
Uzansaydık birlikte kar/lara…?
Uzansaydı yeniden koluma/dizime/gönlüme.

“Gitmesen olmaz mıydı?”…
Gitmesen…
GELSEN!……

Hadi son bir kez daha…
Bakıyorum, bakıyorum, bakıyorum…
Bak(a)mıyorum!

Son bir tebessüm daha…
Kollarımı kimin boynuna doladığımı anlamak için yeniden bakmalıyım; biliyorum!
Muhteşem bir muhabbet: gülümsüyorum…
Mesafeler set çeker diye: korkuyorum…
Gitmek zorundayım: üzülüyorum.

O ise gelmedi: inciniyorum.
”İçimi acıtıyor(sun)”
diye mırıldanıyorum, yürürken.
Hadi bir kez daha bak(malı)…
Bakıyorum ve bulamıyorum.

Bulamadıkça eksiliyorum…
“Gitmesen de gelseydin, olmaz mıydı?…”

…Vedasız bir veda.
O’nsuz bir veda…
…ve Geride bıraktığım:
O ve İstanbul…

Geride bıraktığım:
36 yaş(ında)?…
O…….
ve İstanbul!

2007/10/27 Yazan: Biçare | CAN´a | | 2 Yorum

Dost´a sitem…

7.jpg

…..Hallac-ı Mansur, cezbe ve sekir halinde söylediği ve mazur bulunduğu Ene’l-Hak cümlesi yüzünden idama mahkûm edilir. Onu asılacağı meydana getirdiklerinde etrafta mahşerî bir kalabalık vardır. Hallac-ı Mansur darağacını görünce güler ve kalabalık arasında gördüğü dostu Şibli’den seccade isteyerek iki rek’at namaz kılar. Ardından şöyle duâ eder: “Allah’ım burada senin dinin uğruna gayrete düşüp beni öldürmek için toplananların suçlarını affet.”

Bu esnada kalabalık içinden özellikle düşmanları, fırsat bu fırsat diye Hallac-ı Mansur’a taşlar atarlar. Hallac-ı Mansur bunlara ah bile demez hatta tebessüm eder, ama dostu Şibli ağlayarak kırmızı bir gül atınca Hallac-ı Mansur inler ve şöyle der: “Taş atanlar avam takımı, bilmiyorlar, halden anlamazlar. Onların taşı bizi incitmez ama halden anlayan bir dostun attığı gül bile bizi incitti, canımızı acıttı. ”……

Dostun attığı gül bile incitiyorsa,
dost sanılanların attığı taşlar?…

Gün geliyor insan dostun elinden atılan gülü dahi arar oluyor!…

 

2007/10/16 Yazan: Biçare | CAN´a | , , | 3 Yorum