SUSMAK
SUSMAK
1.
Konuşmak ve yazmak…
Anlamlı ve insani faaliyetler ikisi de…Ama susmak daha anlamlıdır. Üstelik zor bir iştir. Çünkü susmak bir iç konuşmadır ve zor ve anlamlı oluşu da buradan gelir.
Kişi, susma vakitlerini iyi değerlendirmelidir. Çünkü bu vakitler, kendimizle olduğumuz zamanlardır.
Böyle vakitlerde her şeyin bitti yerde, bitmeyen ve hep var olan bir şey başlar: Kendimizi bulmak…
Kendimizi bulmak da O’nu bulmak değil midir zaten?
Susma vakitleri birer muhasebe fırsatlarıdır. Çünkü “dış” yönelen, çokça yönelen bakışımız, dikkat yeteneğini, keskinliğini çabuk kaybediyor.
Böyle zamanlarda insan, ayrıntılar içinde boğulup kalıyor.
Oysa “iç”için unutulmaması gerekir.
Susmak böyle bir imkan taşıyor içinde.
Önemli olan kalbimizdir. Bir “yüce mekan ve makam” olarak konuşması gereken orasıdır.
Dil susmazsa, gönül de konuşmuyor. Oysa gönlümüzü de konuşturmalı, asıl onun konuşmalarına dikkat kesilmeliyiz.
Yazar, bu anlamda öncelikle kalbiyle konuşan insandır. Kendisi olmak istiyorsa böyle olmak zorundadır.
Susmak, bu anlamda aktif bir faaliyettir.
Kendimizi dinlemek, tezkiye ve tefekkürün sularında arınmak, söz emanetini yeni baştan yüklenmek için olmalıdır.
Susan dil, yüreğini dinliyor demektir.

2.
Maddi varlığımıza, çamur yanımıza üflenen ilâhî bir nefha var.
İnsan olmanın sırrı ve anlamı da burada yatıyor zaten. Bu yüzden şiir, işte bu yönümüzle ilgili bir faaliyettir.
Ne kadar irade dışı görünse de şuurlu bir faaliyettir şiir. Özelliği dolayısıyla hakikatin bizatihi kendisi olmasa bile, en azından onu arama cehdini yüreğimizde duymanın imkanlarını bünyesinde taşıyor.
Çünkü şiir, bizi maddi ve dünyevi olana karşı kışkırtıyor.
Fıtri olana, insani olana çağırıyor. Böylece içimizin sesi olarak yüreğini aşka çevirenlere asla yalan söylemiyor.
Soyluluğu buradan gelir şiirin.
Şiirin bu dinamizmiyle, bu içtenliğiyle rahmani işaretlere tutunmayı ihmal etmeden yönümüzü doğruluk üzere tutabiliriz.
Bir defa daha söylenmesi gereken şudur: Şiir içimizin sesidir derken kalbin konuşmasını kastediyoruz. Yok eğer konuşan kalp değil de nefs ise şiirin bizi götüreceği yer ancak felaket vadileri olur.
Şiir dağının eteklerinde böyle nice şair ölüleri vardır.
3.
Şiir ve dua….
Şiir, şairin duası, niyazı, kendini bu anlamda Yaratıcı’ya arz’ı olmalı…
İhmal edilmemesi gereken bir husus da gözyaşı…
Gönül toprağı onunla sulanmadan çiçeklerimiz açmaz, açsa da renksiz ve kokusuz olur.
Şiirin dua ve niyaz olması ise kalpte olmaması gerekenleri redle mümkün.
Terk ve red…
Hakikatın sevdası ancak böyle bir gönülde yeşerebilir.