Mevsimlerin bize küsmüşlüğü mü var? – Nurdal Durmuş

…
Şimdilerde ben;
“Geceleri yıldızları seyrettiğim penceremden, her gördüğüm buluta yeni bir nisan ısmarlıyorum kalbime yağsın diye.”
“Her doğan güne yeni bir bahar ısmarlıyorum günbegün solan hayatıma renk katsın diye.”
“Her batan güne(şe) yeni bir sonbahar ısmarlıyorum ölümü hep hatırlatsın diye.”
“Her çaresizliğime yeni bir ümit ısmarlıyorum çaresiz kalmasın diye.”
“Her dostuma, yeni bir vefa ısmarlıyorum sevdamız büyüsün diye.”
“Her geçen dakikaya yeni bir saniye, her saniyeye yeni bir saat, her saate yeni bir anlam ısmarlıyorum zamansız geçmesin diye.”
“Her baktığım aynaya yeni bir benlik ısmarlıyorum yab(l)ancı maskeler takmasın diye.”
“Her kapandığım secdeye yeni bir dua ısmarlıyorum beni “O” hiç yalnız bırakmasın diye.”
“Her yazdığım cümleye yeni bir harf ısmarlıyorum eksik kalmasın diye!”
Birde açan çiçekleri olmasa bahçelerimizin,
Uçan kelebekleri olmasa baharlarımızın…
Sesleri uykularımızda yankılanan bülbülleri olmasa seherlerimizin,
Beş vakitte, beş sefer ferahlatan ezanları olmasa semalarımızın…
Daha çok kirleneceğiz.
Daha çok çirkinleşeceğiz.
Daha çok sağırlaşacağız.
Daha çok yalnızlaşacağız.
Keşkeklerim, beklilerim, ölüm olmasa,
Cümleleri sonlandıran nokta olmasa,
Ruhumuzu arındıran dua olmasa,
Daha çok bunalacağız-bulanacağız!
…
Mevsimlerin bize küsmüşlüğümü var? Ne kardelenler açtı bu bahar, nede balkonlara, caddelere, sokaklara çiçeklerini savuran kiraz ağaçlarının kokusunu hisseden oldu. Ne, allığına, morluğuna, saflığına, beyazlığına hayran olduğu gülün endamlı gülüşleriyle mutlu oldu bülbül, nede ovalardan bayırlara, kırlardan yaylalara bal toplayan arılarla selamlaşan çiçekler gördü baharı. Ne gecenin kalbi aydınlandı minicik bir ateşböceğiyle, nede, sessizliği bozuldu vakitsiz bir baykuşla. Ne çocukların yüreğinden yıldızlara köprüler kuruldu masallarda, nede aşıkların yüreğine kaf dağından hayaller çıkageldi. Ne Yusuf’a el uzatan kervanlar geçti buralardan, nede pervazlara konan yusufçuk kuşları bekledi pencerelerde. Her mevsimden geriye acı bir sessizlik, Hayır hayır kocaman bir sessizlik kalıyor. Bilmem! sanki hayat, yaşanmıyor gibi yaşanıyor. Artık, baharlarda yok kapımızda! Yoksa mevsimlerin bize küsmüşlüğümü var?
Nurdal Durmuş
BABAMIN BİBERONU – mihrican keskin

Çocuktum daha
Uyuyan bir baba
Yavaşça yaklaşıyorum yanına
Yine biberonu yanında
Gözlerine de uyku çökmüş
Seni seviyorum baba
Bir hışımla eli yanağımda
Sonra yuvarlanıyorum yatağın ayak ucuna
Elindeki biberon olmak vardı baba
Hiç değilse o hep yanında
Gözün gibi bakıyorsun ona
Neyimiz varsa veriyorsun da
Gerçi neyimiz kaldı geriye baba
Çocuktum daha
Uyuyan bir baba
Annemin elinde toz bezi
Sabah sekiz akşam yedi..
Pencere kenarlarında annemi bekleyerek çocukluğum geçti
İşte sevimli bir haber
Annem,annem göründü biraz ötede
Koşarak açıyorum kapıyı,
Yorgun bir bedeni karşılıyor gözlerim
Anne seni çok özledim
Yorgunum oğlum
(kızım)
Eski bir hayali yüzdürüyordum susuzlukta
Annemin elindeki çantada..
Babamın biberonu alınmış gazeteye sarılı masada
Gözlerim ufak bir çikolata arıyor ama..
Yok
Babamın büyümesini bekleyene kadar
Ben rafa kaldırıyorum çocukluğumu
Büyüdüm..
Şimdi tozlu raftan elimde kalan;
Babamın biberonu,
Annemin toz bezi,
Susuzlukta yüzdürdüğüm kırık dökük bir hayal..
Çocukluk benim dilimde
Babamın büyümeyişi,benim ise hiç küçülemeyişimdi
ARADA BIR…

ARADA BİR
Arada bir , bir yanım kaçsam diyor uzağa
Katsam diyor önüme canımı yorganımı
Arada bir bir yanım düşsem diyor tuzağa
Geçsem dünyanın derdini varsam cennetime diyor
Ama of öbür yanım var ya öbür yanım
Amman öbür yanım cahil diğer yarım
Kurtulmak kolay mı derdinden
Sıyrılmak kolay mı derdinden
Arada bir bir yanım yıksam diyor şu dağı
Görsem diyor ardını yarimi yarınımı
Arada bir bir yanım küstüm diyor o yana
Senden dost olur mu korkarsan kaybettin diyor
Arada bir bir yanım boşver diyor acıya
Elbet diyor olacak derdi de dermanı da
Söz: Mete Özgencil
(Candan Erçetin’in “Elbette” adlı albümünden)
İçimde ki kalelerin bir bir yıkıldığı şü günlerde önce DUA
sonrasında ise bu şarkı… Yine hüzün… Yeni Hüzün…
Filbahri

Filbahri: Uzak, kelimelerle ifade edilemeyecek kadar, ezel kadar uzak ve çok yakıcı bir hatıra.
22.01.2004
belki biz gercegiz belki de rüya
seni buldum ya…seni buldum ya
olsamda hem gercek hem rüyaask midir bu bilemiyorum
sevdim ama diyemiyorum
sanki sensiz yasamiyorum
sensiz olamiyorum…
dünyaya yeniden gelmis gibiyim
dünyami askina vermis gibiyim
sevince bir baska oluyor insan
bir ömrü bir anda tatmis gibiyim… “
Sevinc gözlerini kapatip yüz yillik uykuya dalmak istesede,
bir metropol duygularin pencesinde can cekistirip perdeleniyor.
Biraz saskinlikla Nesenin Karaböcegin sesinden,unutulmuslugun
kösesine savulan ask adina ilk kivilcimlarin anisi demleniyor aksamdan geceye dogru.
Baktigim sular belki simdi narin gülücükler bekliyor, ama bilmezlermi kis günü baltayla kirmizi gelincikler kesmeye benzer bu.
Günlerimiz sallanirmi huzur ve güven icinde…?
Asma salincaklardan yildizlar düsermi yüregime bir kez daha bilmiyorum. ?
Ama gücüm yetmiyor selvi boylu duygulari bicaklamaya.
Kaskati ve sizlanmadan ikiye, ve sonra dörde bölmeye
kiyamiyorum anliyormusun..
Renkkörü niyetin alnima dokunan kirginligini yenerek
bilinmez cok ama cok uzak derelere süzmeliyim belkide..
Camurlara karismali yalnizliklar…
Ve ikindi caylarinin kadifesi hala hapis gözbebeklerimde.
Gün hala agliyor.. biliyorum bir degil iki yürek icinde,
zamanin eteginde yarinlara hickirik birikiyor..
Ve hala ismin günes kokuyor buram buram.
Ve dudaklarimda ismini kiskanan rüzgarlara inat,
bu mevsime inat evrenin her yönüne heceliyorum hala seni..
Sarıyı seçtim hocam, sararmış ömrüm gibi…
tahta kapı önünde oturmuş beklemede
ağlar ha ağlar sivri dilin gelini
güller işlemiş sandıkta ki mendile
çantaya doldurup da kaçırmışlar denizi
ne kalıyor geriye:
eyvah ki annemin
ellerinden bir vakitler naz şerbeti içtiğim
kararmış bir avuç yüz, bir tutam yılan saçı
perişan hazinemde
ve patlıyor her sabah bir sükut fırtınası
sarıyı seçtim hocam, sararmış ömür gibi
aşk için son yudum zehr ile içtiğimi
kimselere demedim
demedim ya bilindi ağzımda ki maviden
karnemi alıverdim de bir gün ağlamışken
hayat bilgisi zayıf
dedi gözlerinde azraille öğretmen
bense rüya görmüştüm, rüyamda uçtum bile
sarıyı seçtim yine, çantada ki denizi
hatırlarım küçükken
annemin elinde naz şerbeti içtimdi
Fatma Şengil Süzer
(Kafdağı – 54. Sayısı)
‘’subhane rabbiyel azíím”
seslendiğim zaman duyduğunu,
yazdığım zaman gördüğünü,
hissettiğim zaman bildiğini biliyorum
ve biliyorum ki;
kudretinle tuttuğun elimi
dar günümde de
şükretmekten geri durmazsam
bırakmyacaksın.
sana bir adım geldiğimde
sen ban bin adım geleceksin
bu yüzden
seni anmaktan geri durmayacağım
‘’subhane rabbiyel azíím”
(Haditha)
…vazgeçtim
eğilip yerden toplayamıyorum parçalarımı
ve artık her şey için çok geç demek için
belki de çok geçşimdi ellerim boşboş
sözlerim sarhoş
gönlüm olmuş bin parça
çoktan terkedip gitmiş içte bu sevda
gözde olsa ne fayda oysa bir umuttu hep
gönlü besleyen
dayan yüreğim diyen
ama kapkara bir yel her yanı sardı
bende bir tek can kaldı çoşkun ırmaklardan
tozlu yağmurlardan
taşlı yollardan geçtim
yalan olmuş serden
nar kokulu yardan
herşeyimden vazgeçtim
(alinti)


