“Kimselere inancım kalmadı
Dost deyip sevdiklerimden el aman dedim
Beni benden alıp gidenler arasında
En büyük ızdırabı çektiren sendin…
…Gölge etme başka ihsan istemem senden!”
diyor Sezen Aksu fonda. Yenilgileri düşünüyorum. Birde çok sevdiğim bir dostumun sözlerini.
Diyor ki: “Mutluluklarını korku ve yenilgilerinin gölgelesine izin verme. Mutluluk gündeminin tamamını işgal etsin…”
Güzel diyor… Birde uygulaması kolay olsa…
Son günlerde içimden yalnızca sitem gelmekte. Eski kırgınlıkları yeniden gündeme taşıyıp “el aman” diyerek “dilde dost”larımın önüne kalınca bir çizgi çekip “artık o çizginin arkasında kalın” demek geliyor içimden.
Şairin biri “yalnızlığımı anladığımda çaresiz kaldım” diyor.
Birde hayatımda iyi giden şeyleri düşünüyorum.
Dün bir araya gelen iki harika insanın birleşmesi… İkisi birden gözüm önüne geliyor şuan. Ve tebessüm ediyorum.
Zihnim yazılarım kadar karmaşık…
O daldan bu dala atlamaya devam. Şimdi ise zihnimi yoran insanların söylemlerine ters düşen yaşantıları. Ya inandığımız gibi yaşayıp yaşadığımızı savunalım, yada savunduklarımızı gerçekten yaşayalım…
Yoruyor çok yüzlü insanlar beni…
Allahummağfirli…
Allah’ım sen bağışla…
Önce beni ve sonra günahkar herkesi…
Amin…
Yorum�Yorumlar
yazan:
obicare |
2007/10/16
Keşke bütün fiziki yakınlıklar gönülleride yakınlaştırsa…
Keşke inanan gençlerin hayatından sevginin yanısıra saygıda hiç eksik olmasa….
Keşke asla Rabbimden başkasına muhtaç olmasam…
Keşke döktüğüm her bir damla yaş değse…
Keşke sevdiğim kadar sevilsem…
Keşke…
Dost edindiklerimin azarlamalarına tahammülümün tükendiği bir anımda düşünecek başka bişey bulamıyorum…
Yorum�Yorumlar
yazan:
obicare |
2007/10/16
Üzülmüyorum aslında…
Sadece bazı şeylerin hunharca katledilmesi içimi acıtıyor.
Kolay mı sanki bişeylere son vermek… Bişeylerin tükendiğini görüp içinde ki sancıyı yok saymak…
Var işte… Ve üstesinden gelemiyorum.
Hayatın bir ucundan yakalamış olmanın sevinciyle
biryerlerde dost bildiğim simaların hayatımdan çıkıp gitmesine dair sancılarım…
İkisi bir arada…
Hüzün ve Umut bir arada…
Yine en doğal halimdeyim sanırım.
Ne güzel diyordu şair: “Bilirsin… Hüzün benim en doğal halimdir…”
Yorum�Yorumlar
yazan:
obicare |
2007/10/16
Rabbim huzur versin…
Yorum�Yorumlar
yazan:
Nisa Akbay |
2007/11/05
Tevafuk işte!! diyerek başlıyorum,seviyorum tevafukları.. Aslında nasıl gelmiştim ki ben bu bloga, hangi hüzünlü yazı, hangi mana yüklediğim kelime getirdi beni buraya? Anladım! Meğer… Tüm bunlardan,okunulası güzel yazılardan ziyade asıl görmem gereken varmış. Yüzüme tebessüm hediye eden, belki biraz buruk bir sevinçle hayret arası birşeyler yaşatan bir sebep.. Bir zamanlar flickr vardı ve ben de oradaydım. Hoş bir hatırlatma demek isterdim ama diyemiyorum ama birşeyler yazmak istedim izninizle.. Mavi Kalemim,Mavi hüznüm..
Hüzün kalplerimize yakışıyor.. Hüzün kimi zaman farkında değiliz ama şifa oluyor.Her yaşanılan öğretiyor, her yaşanılan.. Her yaşanılanın bir insicamı var!Her yaşayanın!
Yüzünüzden tebessüm kalbinizden hüzün eksik olmasın. Çünkü inşallah O’na yaklaştırıyor..
Yukarıdaki yazılarınızı okuyunca dinlediğim bir radyo fragmanı hatırıma geldi: “… beni bu riyakar kalabalıklardan azad et Allah’ım,azad et!..”
Amin..
…
Günlüğüm diyerek yazdığınız bu hissiyatlarınız altına ben de izninizle imzamı atıyorum. Hayat böyle, her şeyin bir sebebi var! Ve herşeye rağmen geçiyor tüm acılar sevinçlerde öyle. Ve acılar,kırgınlıklar,kırmalar,gece ve karanlığın yanında tebessüm,gökkuşağı,rahmet,umut,aydınlık ve fecr var..
Diyorlar ki; Dayan! Az ilerde bahar.. Şurda karşı kıyıya ne kaldı!?
Hoşçakalın..
Yorum�Yorumlar
yazan:
insicam |
2008/05/03
Nazin sitemin belli degil
Ben senin neyinim anlayamadim
Sevda atesin ayni degil
ilk defa üsüyorum kollarin da
Kim bu gözlerindeki yabanci
yaralar beni yüregimden
hani ben olacakdim yalanci basinin taci
bu günün yarinlarim günahkar
Yakani birakmaz ellerim
Hani ben olacaktim yalanci
Basinin taci
Yorum�Yorumlar
yazan:
Biçare |
2008/05/05
Büyük kararlardan önce mutlaka bir gece beklemeliymiş…
Eğer ertesi sabah aynıysa düşünceler, ozaman bitirebilirmiş insan bir hikayeyi…
Aylarca beklememe rağmen ve bir gece ansızın aslında istemeyerek bitirme haberini paylaşırken onunla, sabahı beklemeyi yeğlemiştim kararımın doğruluğuna dahada inanabilmek için…
Güneşli bir Temmuz sabahıydı, istihare niyetiyle yattığım uykudan uyanırken içimi dolduran o huzuru tattığımda…
Gece boyu uykusuz kalıp gözyaşları arasında sabah namazının ardından ilk kez yummuştum o gece gözlerimi!
Doğruydu kararım diye geçirmiştim yine ağlayarak içimden!
Onca dayatmalara, onca suçlamalara ve onca sorgulamalara rağmen vazgeçmemiştim kararımdan.
Haklıydım…
Kararlıydım…
Ama herşeyden fazla Rabbim dışında kimsesizdim kararımla…
Ayrılık kararıma sevinenler dahi yapmacık bir eleştiriyle beni sorguluyorlardı…
Niçinler…
Nedenler…
Nasıllar…
Nezamanlar…
Galıba hepsınden öte birazda “Acaba tekrar başlarmı aralarında birşeyler” endişeleri arasında okadar yalnız hissediyordum ki kendimi…
Bir tarafta dağların dahi taşıyamıyacağı kadar hazin bir “Ah”ı yüklendiğime olan inancım…
Ve candost bildiğim bir insanın bedduası…
Dost bildiğim insanların ayrılık kararımda duydukları haz…
Bana karşı duydukları muhabbeti artık gizlemeye gerek duymayan isimler…
Tekrar birleşebilme umuduyla çırpınan “YAR”…
Benim yalnızlığım bunca acıysa, onun yalnızlığı nekadar dayanılmazdır acaba düşüncelerinin ağırlığı…
Hayatıma renk katanların hayatımdan bir bir çekilmesi…
Onca kirletilmiş terimler…
İçi boş sözcükler…
Yalnızlığım…
Aradan geçen 2 yıla rağmen bitmeyen yalnızlığım…
Geçen onca zamana rağmen bitmek bilmeyen iç savaşlarım…
Ve onca dakikaya, saate, güne, haftaya ve aya rağmen dinmeyen gözyaşlarım…
Suçlu olduğumu kabullenen yanlarım…
Ve suçu kabullenmeyen, acıları taptaze tutan diğer yanlarım…
Zaman zaman içimde ki savaşları satırlara yansıttığım mısralar…
Ve anlaşılmamanın verdiğı yeni acılar…
Halbuki herkesin acısı kendine aittir…
Herkesin imtihanı kendine aittir…
Ve herkesin kederi, çilesi, hüznü, sevinci, hasreti, yalnızlığı kendine aittir…
Geç öğrendim herkesin daima yapayalnız olduğunu…
Seviyorum beni yalnızlığımdan kurtaramayan dostlarımı…
Ve seviyorum zaman zaman acımı tazeleyen dostlarımı…
Seviyorum beni sevmeyi bir kurtuluş gören ama bir türlü kardeşten öte taşıyamadığım sevenlerimi…
Ve seviyorum ayrılık kararımı kamçılayan, şimdi ise içimde ki boşluğu doldurmayı başaramayan ailemi…
Seviyorum onu sevmeyi zamanla öğrendiğim, fakat artık bambaşka bir sevgiyle içimde taşıdığım “YAR”i…
Evet seviyorum o “YAR”i ebedi bir ayrılığı dileyerek…
Artık “YAR” olarak değil, bana hüznü, acıyı, mutluluğu ve hayata dair birçok güzelliği taddıran ender bir insan olarak…
Ve her dem duamı yineliyorum…
“Ya RABB…
İçimde ki boşluğu önce senin sonra tekrar “YAR” diyebileceğim bir kulunun muhabbetiyle doldur…
Unuttur bana hem adını hem varlığını mazime ait anımın!…
Ve unuttur adımı mazime ait anıma…
Doldur onunda gönlündeki boşlukları benden üstün bir kulunun ama en çokta senin muhabbetinle…
Allah’ım tamamla eksikliğimi ruhumu sereserpe örtebilecek bir salihanın ruhuyla, varlığıyla…
Koru beni hicrana mahkum yeni aşklardan, sevdalardan…
Sevdir gönlümü ömrüme nasib olacak bir gönüle, kirlenmesine daha fazla izin vermeden…
Sev beni RABB’im sevgiye muhtaçlığımı görerek…
Ayırma beni ya RABB senin yolundan, yanından…
AMİN!”
Bilmeyenler yine bilmeyecek içimde biriken korkunç dalgaların varlığını…
Ve bilmeyenler yine bilmeyecek gönlümde oluşmuş derin acıları…
Anlamayanlar yine anlamayacak satırlara damlamış hicranimı…
Ve anlamayanlar yine anlamayacak günahımın gerekliliğini…
Önce sükut vardı, ardından söz geldi…
Şimdi yine susma vakti…
Susma ve bekleme vakti…
12.06.2004
Yorum�Yorumlar
yazan:
Biçare |
2008/05/06
Hayata tutunduğumu sanmıştım. Yanılmışım…
Tutulmuyor… Tutunulmuyor…
Sıradan, basit, boş cümleler kurmakta istemiyorum yalnızlığıma dair. Sadece yine ve yeni keşfediyorum: Hep yalnızım, hep yalnızmışım.
Son zamanlar bir zamanlar karabasan gözüyle dahi bakabildiğim; aslında içimin aydınlığı: hüzün…
Hüznüm dahi yalnız bıraktı sanki beni…
“Yaşamak dediğin üç beş kısa mutlu andan ibaret…” diyor Sezen Aksu.
İçimi daha çok acıtıyor. okadar çok canımı yakıyorum ki hayata dair söylenmiş sözlerle, yanacak bir yanım kalmadı hissiyatımdan da kurtulamıyorum.
“Kimselere inancım kalmadı
Dost deyip sevdiklerimden el aman dedim
Beni benden alıp gidenler arasında
En büyük ızdırabı çektiren sendin…
…Gölge etme başka ihsan istemem senden!”
diyor Sezen Aksu fonda. Yenilgileri düşünüyorum. Birde çok sevdiğim bir dostumun sözlerini.
Diyor ki: “Mutluluklarını korku ve yenilgilerinin gölgelesine izin verme. Mutluluk gündeminin tamamını işgal etsin…”
Güzel diyor… Birde uygulaması kolay olsa…
Son günlerde içimden yalnızca sitem gelmekte. Eski kırgınlıkları yeniden gündeme taşıyıp “el aman” diyerek “dilde dost”larımın önüne kalınca bir çizgi çekip “artık o çizginin arkasında kalın” demek geliyor içimden.
Şairin biri “yalnızlığımı anladığımda çaresiz kaldım” diyor.
Birde hayatımda iyi giden şeyleri düşünüyorum.
Dün bir araya gelen iki harika insanın birleşmesi… İkisi birden gözüm önüne geliyor şuan. Ve tebessüm ediyorum.
Zihnim yazılarım kadar karmaşık…
O daldan bu dala atlamaya devam. Şimdi ise zihnimi yoran insanların söylemlerine ters düşen yaşantıları. Ya inandığımız gibi yaşayıp yaşadığımızı savunalım, yada savunduklarımızı gerçekten yaşayalım…
Yoruyor çok yüzlü insanlar beni…
Allahummağfirli…
Allah’ım sen bağışla…
Önce beni ve sonra günahkar herkesi…
Amin…
Keşke bütün fiziki yakınlıklar gönülleride yakınlaştırsa…
Keşke inanan gençlerin hayatından sevginin yanısıra saygıda hiç eksik olmasa….
Keşke asla Rabbimden başkasına muhtaç olmasam…
Keşke döktüğüm her bir damla yaş değse…
Keşke sevdiğim kadar sevilsem…
Keşke…
Dost edindiklerimin azarlamalarına tahammülümün tükendiği bir anımda düşünecek başka bişey bulamıyorum…
Üzülmüyorum aslında…
Sadece bazı şeylerin hunharca katledilmesi içimi acıtıyor.
Kolay mı sanki bişeylere son vermek… Bişeylerin tükendiğini görüp içinde ki sancıyı yok saymak…
Var işte… Ve üstesinden gelemiyorum.
Hayatın bir ucundan yakalamış olmanın sevinciyle
biryerlerde dost bildiğim simaların hayatımdan çıkıp gitmesine dair sancılarım…
İkisi bir arada…
Hüzün ve Umut bir arada…
Yine en doğal halimdeyim sanırım.
Ne güzel diyordu şair: “Bilirsin… Hüzün benim en doğal halimdir…”
Rabbim huzur versin…
Tevafuk işte!! diyerek başlıyorum,seviyorum tevafukları.. Aslında nasıl gelmiştim ki ben bu bloga, hangi hüzünlü yazı, hangi mana yüklediğim kelime getirdi beni buraya? Anladım! Meğer… Tüm bunlardan,okunulası güzel yazılardan ziyade asıl görmem gereken varmış. Yüzüme tebessüm hediye eden, belki biraz buruk bir sevinçle hayret arası birşeyler yaşatan bir sebep.. Bir zamanlar flickr vardı ve ben de oradaydım. Hoş bir hatırlatma demek isterdim ama diyemiyorum ama birşeyler yazmak istedim izninizle.. Mavi Kalemim,Mavi hüznüm..
Hüzün kalplerimize yakışıyor.. Hüzün kimi zaman farkında değiliz ama şifa oluyor.Her yaşanılan öğretiyor, her yaşanılan.. Her yaşanılanın bir insicamı var!Her yaşayanın!
Yüzünüzden tebessüm kalbinizden hüzün eksik olmasın. Çünkü inşallah O’na yaklaştırıyor..
Yukarıdaki yazılarınızı okuyunca dinlediğim bir radyo fragmanı hatırıma geldi: “… beni bu riyakar kalabalıklardan azad et Allah’ım,azad et!..”
Amin..
…
Günlüğüm diyerek yazdığınız bu hissiyatlarınız altına ben de izninizle imzamı atıyorum. Hayat böyle, her şeyin bir sebebi var! Ve herşeye rağmen geçiyor tüm acılar sevinçlerde öyle. Ve acılar,kırgınlıklar,kırmalar,gece ve karanlığın yanında tebessüm,gökkuşağı,rahmet,umut,aydınlık ve fecr var..
Diyorlar ki; Dayan! Az ilerde bahar.. Şurda karşı kıyıya ne kaldı!?
Hoşçakalın..
Nazin sitemin belli degil
Ben senin neyinim anlayamadim
Sevda atesin ayni degil
ilk defa üsüyorum kollarin da
Kim bu gözlerindeki yabanci
yaralar beni yüregimden
hani ben olacakdim yalanci basinin taci
bu günün yarinlarim günahkar
Yakani birakmaz ellerim
Hani ben olacaktim yalanci
Basinin taci
Büyük kararlardan önce mutlaka bir gece beklemeliymiş…
Eğer ertesi sabah aynıysa düşünceler, ozaman bitirebilirmiş insan bir hikayeyi…
Aylarca beklememe rağmen ve bir gece ansızın aslında istemeyerek bitirme haberini paylaşırken onunla, sabahı beklemeyi yeğlemiştim kararımın doğruluğuna dahada inanabilmek için…
Güneşli bir Temmuz sabahıydı, istihare niyetiyle yattığım uykudan uyanırken içimi dolduran o huzuru tattığımda…
Gece boyu uykusuz kalıp gözyaşları arasında sabah namazının ardından ilk kez yummuştum o gece gözlerimi!
Doğruydu kararım diye geçirmiştim yine ağlayarak içimden!
Onca dayatmalara, onca suçlamalara ve onca sorgulamalara rağmen vazgeçmemiştim kararımdan.
Haklıydım…
Kararlıydım…
Ama herşeyden fazla Rabbim dışında kimsesizdim kararımla…
Ayrılık kararıma sevinenler dahi yapmacık bir eleştiriyle beni sorguluyorlardı…
Niçinler…
Nedenler…
Nasıllar…
Nezamanlar…
Galıba hepsınden öte birazda “Acaba tekrar başlarmı aralarında birşeyler” endişeleri arasında okadar yalnız hissediyordum ki kendimi…
Bir tarafta dağların dahi taşıyamıyacağı kadar hazin bir “Ah”ı yüklendiğime olan inancım…
Ve candost bildiğim bir insanın bedduası…
Dost bildiğim insanların ayrılık kararımda duydukları haz…
Bana karşı duydukları muhabbeti artık gizlemeye gerek duymayan isimler…
Tekrar birleşebilme umuduyla çırpınan “YAR”…
Benim yalnızlığım bunca acıysa, onun yalnızlığı nekadar dayanılmazdır acaba düşüncelerinin ağırlığı…
Hayatıma renk katanların hayatımdan bir bir çekilmesi…
Onca kirletilmiş terimler…
İçi boş sözcükler…
Yalnızlığım…
Aradan geçen 2 yıla rağmen bitmeyen yalnızlığım…
Geçen onca zamana rağmen bitmek bilmeyen iç savaşlarım…
Ve onca dakikaya, saate, güne, haftaya ve aya rağmen dinmeyen gözyaşlarım…
Suçlu olduğumu kabullenen yanlarım…
Ve suçu kabullenmeyen, acıları taptaze tutan diğer yanlarım…
Zaman zaman içimde ki savaşları satırlara yansıttığım mısralar…
Ve anlaşılmamanın verdiğı yeni acılar…
Halbuki herkesin acısı kendine aittir…
Herkesin imtihanı kendine aittir…
Ve herkesin kederi, çilesi, hüznü, sevinci, hasreti, yalnızlığı kendine aittir…
Geç öğrendim herkesin daima yapayalnız olduğunu…
Seviyorum beni yalnızlığımdan kurtaramayan dostlarımı…
Ve seviyorum zaman zaman acımı tazeleyen dostlarımı…
Seviyorum beni sevmeyi bir kurtuluş gören ama bir türlü kardeşten öte taşıyamadığım sevenlerimi…
Ve seviyorum ayrılık kararımı kamçılayan, şimdi ise içimde ki boşluğu doldurmayı başaramayan ailemi…
Seviyorum onu sevmeyi zamanla öğrendiğim, fakat artık bambaşka bir sevgiyle içimde taşıdığım “YAR”i…
Evet seviyorum o “YAR”i ebedi bir ayrılığı dileyerek…
Artık “YAR” olarak değil, bana hüznü, acıyı, mutluluğu ve hayata dair birçok güzelliği taddıran ender bir insan olarak…
Ve her dem duamı yineliyorum…
“Ya RABB…
İçimde ki boşluğu önce senin sonra tekrar “YAR” diyebileceğim bir kulunun muhabbetiyle doldur…
Unuttur bana hem adını hem varlığını mazime ait anımın!…
Ve unuttur adımı mazime ait anıma…
Doldur onunda gönlündeki boşlukları benden üstün bir kulunun ama en çokta senin muhabbetinle…
Allah’ım tamamla eksikliğimi ruhumu sereserpe örtebilecek bir salihanın ruhuyla, varlığıyla…
Koru beni hicrana mahkum yeni aşklardan, sevdalardan…
Sevdir gönlümü ömrüme nasib olacak bir gönüle, kirlenmesine daha fazla izin vermeden…
Sev beni RABB’im sevgiye muhtaçlığımı görerek…
Ayırma beni ya RABB senin yolundan, yanından…
AMİN!”
Bilmeyenler yine bilmeyecek içimde biriken korkunç dalgaların varlığını…
Ve bilmeyenler yine bilmeyecek gönlümde oluşmuş derin acıları…
Anlamayanlar yine anlamayacak satırlara damlamış hicranimı…
Ve anlamayanlar yine anlamayacak günahımın gerekliliğini…
Önce sükut vardı, ardından söz geldi…
Şimdi yine susma vakti…
Susma ve bekleme vakti…
12.06.2004
Hayata tutunduğumu sanmıştım. Yanılmışım…
Tutulmuyor… Tutunulmuyor…
Sıradan, basit, boş cümleler kurmakta istemiyorum yalnızlığıma dair. Sadece yine ve yeni keşfediyorum: Hep yalnızım, hep yalnızmışım.
Son zamanlar bir zamanlar karabasan gözüyle dahi bakabildiğim; aslında içimin aydınlığı: hüzün…
Hüznüm dahi yalnız bıraktı sanki beni…
“Yaşamak dediğin üç beş kısa mutlu andan ibaret…” diyor Sezen Aksu.
İçimi daha çok acıtıyor. okadar çok canımı yakıyorum ki hayata dair söylenmiş sözlerle, yanacak bir yanım kalmadı hissiyatımdan da kurtulamıyorum.