O vakit gel…
O vakit…
Bekle desem beni, bir çölün ortasında;
Haceri bir teslimiyet ile beklemeyi…
Ve yeni fırtınalarla içimde ki son yelkenler parçalanırken,
sığınabileceğim en emin liman olmayı…
Karamsarlığın her yanımı karanlığa boğduğun da
gönlümü aydınlatan güneşim olmayı…
Gel desem dünyanın diğer bir ucuna,
davet edenin benim diye tereddüt etmeden gelebilmeyi…
Gece üzerime çöktüğünde
Işık saçan fenerim olmayı…
Ve bulandıkça gönül sularım
onları durultacak iksirim olmayı…
Gizlenmek istediğimde
beni gizleyenim
Üşüdüğüm vakitlerde
beni örten yorganım…
Yollarımın tıkandığı ve tükendiği vakit
bana yeni yollar açanım olmayı…
Kapıların bana bir bir kapandığı vakitlerde
yeni kapılar açarak beni umutlandırmayı…
kalmak istediğimde
evim, han’ım olmayı
beni sana bağlayan prangam olmayı…
gitmek istediğimde
kanatlarım, elim, kolum, ayağım
yol gösterenim, uğurlayanım, koruyanım olmayı…
Gün gelir de herkesce yalanlandığım bir vakitte
Hatice’ce bir sadakat ile bana inanmayı
ve kovulsam
ve horlansam
ve dışlansam
ve terk etsem bende kavmimi
arkana dahi bakmadan benimle gelebilmeyi…
Uzağında kaldığımda dahi
Züleyha’nın niyazınla beni O’ndan dilemeyi…
neş’emi kaybettiğimde
coşkum, sevincim olmayı
pencere önüne sığındığımda
hüzünlerim olmayı
kederlerimi paylaşmayı
umudumu kaybettiğim vakitlerde
yeni umutları gönlüme işleyecek nakkaşım olmayı
kalbim işgale uğradığında
rehberim olmayı
kıdemli yalnızlıklarımın daralttığı vakitlerimde
arkadaşım, sırdaşım, acıdaşım olmayı
bu dünyamda eşim, zinetim, nimetim
öteki alemde hurim, nurum, huzurum olmayı
Benimle olmayı
Benim olmayı göze alabiliyorsan…
Ancak o vakit gel
Gitmemek üzere!…
…işte O vakit
Yüreğime hoşgeldin!
03.03.2006…
YALNIZLIĞIM
YALNIZLIĞIM
Tutkularım…
Başkaları gibi;
Yaşayamadığım
![]()
Acılarım…
Yüreğimin peşini bırakmayan;
Uzaklaştıramadığım
Anılarım…
Çocukluğumdan bu yana;
Bir türlü
Başkaları gibi olamadığım
Ve şimdi;
Sevdalısı olduğum yalnızlığım…
Coşkun bir sel…Ya da bir pınar gibi
Yalçın kayalıklar ardında
Dağbaşlarında doğan
Güneşten aşağı yuvarlan
Bir yanım
Ya da bir şimşek…Çaktığında
Gökyüzünde parlayan
Bir bulut…
Mavilikleri ardında bırakan
Akıp giden yanıbaşımda öylesine
Bir karamsar ruh
Yalnızlığım…
Edgar ALLAN POE
Sarıyı seçtim hocam, sararmış ömrüm gibi…
tahta kapı önünde oturmuş beklemede
ağlar ha ağlar sivri dilin gelini
güller işlemiş sandıkta ki mendile
çantaya doldurup da kaçırmışlar denizi
ne kalıyor geriye:
eyvah ki annemin
ellerinden bir vakitler naz şerbeti içtiğim
kararmış bir avuç yüz, bir tutam yılan saçı
perişan hazinemde
ve patlıyor her sabah bir sükut fırtınası
sarıyı seçtim hocam, sararmış ömür gibi
aşk için son yudum zehr ile içtiğimi
kimselere demedim
demedim ya bilindi ağzımda ki maviden
karnemi alıverdim de bir gün ağlamışken
hayat bilgisi zayıf
dedi gözlerinde azraille öğretmen
bense rüya görmüştüm, rüyamda uçtum bile
sarıyı seçtim yine, çantada ki denizi
hatırlarım küçükken
annemin elinde naz şerbeti içtimdi
Fatma Şengil Süzer
(Kafdağı – 54. Sayısı)
‘’subhane rabbiyel azíím”
seslendiğim zaman duyduğunu,
yazdığım zaman gördüğünü,
hissettiğim zaman bildiğini biliyorum
ve biliyorum ki;
kudretinle tuttuğun elimi
dar günümde de
şükretmekten geri durmazsam
bırakmyacaksın.
sana bir adım geldiğimde
sen ban bin adım geleceksin
bu yüzden
seni anmaktan geri durmayacağım
‘’subhane rabbiyel azíím”
(Haditha)
…vazgeçtim
eğilip yerden toplayamıyorum parçalarımı
ve artık her şey için çok geç demek için
belki de çok geçşimdi ellerim boşboş
sözlerim sarhoş
gönlüm olmuş bin parça
çoktan terkedip gitmiş içte bu sevda
gözde olsa ne fayda oysa bir umuttu hep
gönlü besleyen
dayan yüreğim diyen
ama kapkara bir yel her yanı sardı
bende bir tek can kaldı çoşkun ırmaklardan
tozlu yağmurlardan
taşlı yollardan geçtim
yalan olmuş serden
nar kokulu yardan
herşeyimden vazgeçtim
(alinti)

